Sayfalar

16 Nisan 2011 Cumartesi

Eva başka..

Olum hoş güzel dedin de bende büyük bir yaraya parmak bastın sen..Ben mesela hiçbir ünlü kadını çatalından tanımam senin gibi..Lan çatalı bırak, kadın ünlülerimizin %80'ini yüzlerinden tanımam..Neyse zaten dert değilki bunu kendime hiç dert edinmedim..Benim tek dert edindiğim,aynen senin dediğin gibi diğer herkesin favori bir kişiye sahip olması durumunda,benim tek bir isim söyleyememem...

Lise'de bu yüzden kendimi hep tuhaf hissederdim..A.q herkes '''offf şu karıya bayılıyorum'' ''Taş a.q taş'' ''Ne taşı lan kaya''  düşünceleri ile gözlerini kapatırken,ben hep tavana bakakalırdım,bildiklerimi sıralardım aklımdan ama kimseyi beğenemezdim abi..Yok olmazdı..
Hatta oha lan bak ne hatırladım,millet dapdar pantolon giymiş bir kızın götüne bakarken,ben bu teşebbüste bu zamana kadar daha bulunmadım..Sadece lise yıllarında 1 kere kendimi gay sanıp, iyice odaklamıştım kendimi,gene tahrik olmayınca delirmiştim:))
Harbi lan ne anlıyordu millet iki cebi olan kot pantolona bakmaktan?

Neyse konumuza dönecek olursak,bu zamana kadar beğendiğim ünlü kadınların sayısı 1 elin parmaklarını geçmez.Hatta ilk beğendiğim kadını çok iyi hatırlıyorum..Eva Longoria

Desperate Housewives dizisini ilk gördüğüm günden beri bu kadına bayılıyorum arkadaş.Fiziği yüzü ten rengi hakkında konuşmayacağım,dünyada mimikleri bu kadar tatlı ve sempatik olan ilk kadındı benim için.
Kadın dediğin zaten çekilir olacak..Böyle sempatik olacak.
Zaten başka hiçbir ünlüden de bunda olduğu kadar etkilenmedim.
Zaten gerek yok a.q. Sikicem nerden açtık lan bu konuyu:))

13 Nisan 2011 Çarşamba

Ağzına Bieber Sürerim


Son bir kaç yazıda ünlülerden gittik hep. Ünlüler söz konusu olunca da atlamamak gereken önemli bir husus bir şey var malum. Ünlülere olan aşk-ı memnu.

Ergen kızlarla başlarsak eğer, birçoğumuz şahit olduk 10-15 sene öncesinde televizyonlarda Tarkaaaaaaaaaaaaağn çığlıklarına. O dönemlerde farklı olan iki kuzenim vardı. Biri Doğuş, diğeri Çelik hayranıydı. Tişörte resmini bastıracak, bu ünlü isimlerin sevgilisi olduğunda üzülecek kadar hayranlardı. "Bütün dünya duysun" diye çatıya çıkıp haykıramıyorlardı da malesef.

Ergen erkekler ise Temel İçgüdü'de Sharon Stone'un o malum sahnesiyle hayranlık besliyorlardı ünlülere. Bak yine kızlar saf ve temiz bir şekilde aşk gibi duyguları beslerken, erkekler yine sapık duygular içerisindeymiş.

Neyse geçelim ergenleri. Bizzat şahit olduğum bir saçmalığı paylaşayım sizlerle.

20-21 yaşlarındaki 3 kız, bilinen bir grubun konserine gidiyor. Konser sonrası kulise girmeyi başarıyorlar. Kuliste elemanlarla sohbet muhabbet. Kafalar da güzel tabi. Bir yandan içerken, diğer yandan eğleniyorlar. Ne güzel ve hoş.

Kulisten ayrılırken kızların biri grup elemanlarından birinin şarap kadehini alıyor hatıra amacıyla. Buna lafım yok, yine kullanırsın, hem de ünlü sevdiğin birinin. Kızlardan diğeri grup elemanlarının birinin içtiği bira şişesini alıyor saklamak için. Bunu da benim aklım almıyor maalesef. Lan napıcan bira şişesini. Boş bira şişesi lan bu.

Aynı kızlardan biri aynı grubun daha önceki bir konserinde en önde izlerken vokal'in elini tutuyor, elini öpüyor bilmem kaç kez. Sonra da telefonda bunu anlatıyor. Ama öyle bir anlatıyor ki; heyecandan düşüp bayılacak sesinden belli. Konuşamıyor nerdeyse bunları söylerken. Anlattığı kişi bu kişinin sevgilisi bir de. Anlatırken olduğu yerde hoplayıp zıplıyor heyecandan belli yani.

Fotoğrafa gelirsek. Bu blogu açtığımızda arka plan resmi ne olsun diye deneyip duruyorduk sürekli. Archy, thebiglebowski ve ben yaklaşık 100 tane denedik ve 3'ümüzün de bu güzel oldu dediği bir tane olmadı. Bunun üzerine Archy alın size arka plan dedi ve bu fotoğrafı arka plan yaptı. Ben de fotoğrafı görünce hemen "Offf Eva Mendes" dedim. Archy ve tbl'nin ortak tepkisi "Adam kadını çatalından tanıyo vay amk" oldu. Sen ne diyon topraağaaaam'a benzer bir şeyler söyledim.

2 Mart 2011 Çarşamba

En Kötü Sinema Yazısı

Kanka Snatch'i ben ilk izlediğimde bir şey anlamadım diyip yazıya başlasam kızmazsın inşallah. Gerçi buna nasıl tepki vereceğini Hasan'ın verdiği tepkiden az çok kestiriyorum.

Madem sinema konusuna girdik bir kaç şey de kendimce ben karalayayım. Şimdiye kadar Brad Pitt ve Leonardo DiCaprio'nun filmlerini hiç düşünmeden, hiç araştırmadan izledim. Adamların filmleri hep kaliteli be abi. Bana bir filmlerini bile kötü diye gösteremezsiniz. Övülecek filmleri yazmama gerek yok zaten. Herkes gibi bende en çok klasikleşmiş filmlerini seviyorum.

Gerçi tbl ve İlnevya gibi film kültürüm yok. Zaten aşırı film izlemeye İlnevya sayesinde başladım. Bir hafta boyunca beraber takılıp evde durduğumuz zamanlar sürekli film izleyince alışkanlık olarak kaldı. (Filmleri seçerken bunu izledin mi derdi, yok derdim, sen hangi filmi izledin derdi :D) Bu alışkanlıktan sonra kendimce film kültürü oluşmaya başladı. Film türlerini bile seçmeye başladım. İzleyeceğim filmin gerilim, korku, macera, mafya, vahşi batı türlerinden olması ilk tercihimdir.

Seri filmlerde Saw'ı tek geçerim. Her ne kadar kanlı sahnelere kana bakamadığım için pek bakamasam da benim için efsane filmlerdendir. Geçen kuzenle tüm seriyi baştan bir daha mı izlesek diye konuşmuştuk, diğer kuzen bunu duyunca sövmüştü. Sizlerden de söven illa çıkar ama sövmeyin be. Seviyorum bu seriyi. İnşallah 19-20'ye kadar sürer de her sene bir filmini izleriz.

Hep yabancı filmlerden bahsettim. Biraz da Türk sinemasına kendimce değineyim. Türk sinemasına ilgin var mı derseniz; netten indirip izlediğim, dvd'sini aldığım Türk filmi hatırlamıyorum. Eğer ilgimi çeken Türk filmi olursa gidip sinemada izlerim. Böylece Türk sineması gelişimine de katkım oluyor.

Son 5 yıldaki Türk filmlerini göz önünde bulundurursak en beğendiğim film Av Mevsimi'dir. Cem Yılmaz rolünün hakkını vermiş. Sinemalarda yeniden gösterime girsin, yine izlemeye giderim.

Sinema hakkında bir şeyler yazmaya çalıştım fakat yazdıklarımı şöyle bir gözden geçirdim, sanırsam yazamamışım. O yüzden fazla kafa şişirmeden bu işi üstatlarına bırakayım :)

21 Şubat 2011 Pazartesi

Once upon a time in America

Böyle bir film vardı hatırlayanlarınız vardır.Hatta başrollerinde Robert De Niro ile Joe Pesci oynuyordu..Hatta bak gene hatırladım ki bu ikisinin oynadığı bir film daha vardır ki süper ötesidir.Evet doğru bildin canım Goodfellas..

Orada Joe Pesci'nin canlandırdığı karakter tam bir Tonya'lıdır abi..Adam bildiğin karadenizli orada..O sinirli tavırları,hazır cevaplılığı,komik anıları ile bende bizim oralardan birini izliyorum hissini yaratmıştı.Tabi bu film için sadece onu konuşamayız zira Ray Liotta'nın hakkını teslim etmeliyiz..He bu arada Ray demişken Revolver'a dokunmadan edemem..Dünyada filmlerini gözü kapalı izleyeceğim tek yönetmen olan Guy Ritchie'nin mükemmel hatta kült filmlerinden biridir.Ki hangi tartışma platformunda bu film hakkındaki yorumlara bakarsanız,bütün izleyicilerin ikiye bölündüğünü görürsünüz..Ben filme bayılan taraftayım.Çünkü zekiyim,siz anlamadıysanız bu filmede laf ettirmem a.q..

Lan bir kere Guy Ritchie yazıyor orada..O yeter a.q..Dünyada izlediğim gelmiş geçmiş en iyi film sıralamama 4 film birden soktu lan bu adam..Lock,Stock and Two Smoking Barrels olsun Rock'n Rolla olsun Revolver olsun Snatch olsun ki Snatch bu dünyadan değildir bence.Ulan hatta bunların arasına Sherlock Holmes'u bile koyabilirim yani..O derece beğenirim Guy Ritchie'yi.Benim bu adamı tanımam Snatch filmi ile başlamıştır ki, bir kaç defa zevkle izlediğim nadir filmlerdendir.

O Brad Pitt'in çingene şivesiyle konuşmaları bir oyuncu nasıl olmalı dersi veriyor adeta.Adam rolünü yaşıyor o anda.Hele son dakikalarda ki dövüş sahnesinde çalan o müziğe ne demeli a.q. Bence dünyanın gelmiş geçmiş en gaz müziğidir.Oasis'e azda olsa sempatiyle bakmamın tek sebebidir ya Fucking the Bushes..Bir ara bu müziği dinlemeden güne başlamazdım a.q. İşte bak gene olay Guy Ritchie'ye geliyor,Çünkü adam Madonna'nın eşi olarak film müziklerini o kadar güzel ve o kadar yerli yerinde seçiyor ki müzikleri film için yapılmış sanırsın.

Ya aslında bu konuda o kadar çok şey anlatırım ki gözleriniz bozulur okumaktan.
Ben sizi düşünüyorum lan valla,yoksa maçın başladığı falan yok..

16 Şubat 2011 Çarşamba

Once Upon A Time

Archy sen şansımı sikeyim dedin ve uzaklaştın ya oradan. Düşündüm de o kız zamanında blog yazıyor olsaydı neler yazardı. Şimdi sözüm meclisten dışarı. Bunu üstüne alınmasın kızlar. Ama var böyle bir durum, bunda hemfikir olalım. Erkeklere sayıp söven, tek derdi erkekler olan, sürekli erkeklerle alıp veremediklerini anlatan bloglar mevcut malumunuz. Ulan ne çekiyosunuz erkeklerden.(Dişi Yakarış: Ne çektin ulan gerizekalı gadın) Siz erkeklerden ne çekiyosanız erkekler de sizden onu çekiyor. Tek çekişli bi araba değil yani bu merak etmeyin. Dünyanın sadece sizin etrafınızda döndüğünü zannediyorsunuz. Her doğruyu siz yapıyormuşsunuz gibi düşünüyorsunuz. Sonra o gizlenen kimlik altında; depresyonlardan depresyonlara girmeler, hayran kitlelerinin oluşması, egonun ve götün tavan yapması.

Archy'nin anlattığı olaydaki kız o zamanlar blog yazıyor olsaydı;

Once upon a time; karıncalanan ekran hayal ediyoruz burda.

---flashback---

O yine beni anlamıyor. O'na olan ilgimin farkında bile değil. Bugün O'na o kadar yaklaşmama rağmen yine bir karşılığını göremedim. Erkekler neden bu kadar öküzler. Bazen O'nda da bir şeyler varmış gibi hissediyorum. Bekliyorum ki anlasın beni. Bekliyorum ki konuşsun benimle. Bir tek bana göstersin ilgisini. Benimle yapmak istesin her şeyi. Belli de ediyorum bunu ama olmuyor işte. Benim yanımda olmaktansa dersane çıkışında arkadaşlarıyla kauntır mıdır nedir o oyunu oynamaya gidiyor. Kauntır oynadığını zannederken benimle oynuyor aslında. Duygularımla oynuyor ama farkında değil. Kauntırı hiç oynamasaydı da benimle oynasaydı ne güzel olurdu.

Bazı özellikleri de keşke böyle olmasaydı diyorum. Yüzü Bired Pit gibi, gözü Coni Dep gibi, boyu Vini Cons gibi, huyu Hulusi Kentmen gibi olsaydı. Çok mu şey istiyorum yani. Ah erkekler, bizleri hiç anlayamayacaksınız, hep üzeceksiniz.

---flashback---

bla bla bla

Öyle bi dünya yok canım benim. Sikerler. O işi geçeceksin.

14 Şubat 2011 Pazartesi

Şans Kapıyı Kırınca

Şu dünyadaki şanşlı kullardanmışım da haberim yokmuş.

Millete hoşlandığını belli etmeyen kızlar denk gelir, bana nerdeyse "artık teklif etsene" diyecek kız gelir. Bende "ya Rabbim sana şükürler olsun" diyerek bu fırsatı kullanmaya çalıştım. Fırsatı kaçırmamak için uğraşırken şunu gördüm; yukardaki, kızla beraber olmanı istemedi mi amuda kalkıp ağzınla kuş tutsan bile kızla beraber olamazsın. Önce Allah yürü ya kulum diyecek..

Karşıma çıkan kızla 2 kez konuşmak için hazırlandım ikisinde de konuşamadım. Dedim ya önce Allah yürü ya kulum diyecek.

İlkinde konuşma günü olarak doğum gününü seçmiştim. -Ne kadar klişe bir düşünce- O gün gelene kadar her gün "nerde konuşsam, ne desem" gibi sorularla boğuşuyordum. Sorularla uğraşırken beklenen gün geldi çattı. Ama gelse ne olur? Önceki gece yoğun kar yağışı olduğu için dershane tatil edildi ve biz buluşamadık. Haliyle de bizim konuşma hayali yatmış oldu. Fakat bu hayali asıl öldüren olay bu kar yağışı tatili değil, o sabah bana attığı bir mesaj olmuştu. Mesajı aynen yazıyorum "Doğum günümü kutlamak aklına geliyor da dershanenin tatil olduğunu söylemek neden aklına gelmiyor". Bu mesajı okuduktan sonra sinirden telefonu duvara çarpıp kıracaktım.

Gelelim ikinciye; ilk deneme olayı benim açımdan faciayla sonuçlandıktan sonra uzun bir süre konuşmayı aklımın ucundan bile geçirmiyordum. Aradan biraz daha zaman geçtikten sonra bir gün bununla sınıfta teke tek kaldım. Karşılıklı oturup muhabbet ederken aniden kafamda şimsekler çaktı. Bu şimşekler "şimdi konuş" demeye başladı. Ben de şimşeklere uyup tam söylerken içeriye arkadaş girdi "Archy kontürün var mı birini aramam lazım" dedi. Ben de "telefonum yanımda yok ama hatlardan biri yanımda onu kendi telefonuna tak konuş" diyip, hattı verdim. Bu aldı hattı, telefonuna taktı, sınıfta arama yapmaya başladı. Bende kızla konuşmayı kafama koyduğum için arkadaşa "çık dışarıda konuş" dedim. Bu "ne olacak burda konuşayım" felan filan demeye başladı. Ben "çık" diyorum bu "ne olacak" diyor. Tam "siktir git dışarda konuş" diyordum ki çıktı gitti. Yanına da benim konsantrasyonu aldı tabi.
Benim düşünceler dağılınca kıza "dışarıda yürüyelim" dedim, kabul etti. Sınıftan çıktık aşağıya doğru iniyorduk ki bu sefer de uzun zamandır görmediği arkadaşının bunu ziyarete geldiğini gördüm. Bunlar başladılar muhabbete. Bende içimden "şansımı sikeyim" diye diye uzaklaştım oradan.

Bu iki olayda da gördüğünüz gibi önce yukarıdaki isteyecek. Yoksa şanslı kul olmuşsun neye yarar?

13 Şubat 2011 Pazar

3.

Kardeşim;
İşte zaten bizim problemimiz burada.Biz hiç bir zaman yeri ve zamanında gerekli olan cesarete sahip olmuyoruz bazı şeyleri söylemeye.Oysa emin olmayı beklemek ne kadar zor ve çetin bir süreç değil mi?
Kız bekliyor,hadi söyle,hadi oğlum,tell me baby..Tell me..

Ahh erkekler,O çekingen yüzler,ve buruk kalpler..
Söyleyemeyiz,dilimizden çıkmaz o kelimeler.Bir ''seni çok seviyorum ben yaa'' cümlesi dilimize tonlarca ağırlıkta gelir.Çekip anca çıkarılması gerekir.

Ulan birşey varsa vardır,yoksa yoktur..Bu bu kadar.Ama hep emin olmak ve sonrasında pişman olmamak uğruna beklenilen ve arkadaşça geçirilen günler...
Sıçar lan adamın ağzına.
Yoldan çevir erkekleri,10 erkekten 5'inin arkadaş olduğu,o zamanlar çok sevdiği fakat bir türlü duygularını belli edemediği için elinden kaçırdığı bir kız kesin vardır.Ve kızı tanıdıkça,hatta onun geçmişte kendisine karşı birşeyler hissettiğini duydukça pişmanlığı artar,katlanır ve onu mahveder..

Acele etmeliyiz oğlum,hızlı karar vermeliyiz.
Sonra bizden daha piç tayfa,hoşlandıklarımızı çekiyor elimizden.

He bu arada benim hiç anlamadığım olay,bu kızlar neden karşı tarafa hissettiklerini gizemli tutmaya bayılıyorlar anlamıyorum..Bok var dimi.Tutun içinizde,saklayın bir köşeye.
Muammasınız yemin ediyorum ya.